27 Kasım 2010 Cumartesi

maya

Neden daha büyük parçalar koparamıyoruz ondan,azı dişlerimiz yok mu bizim?
Kutunun içine hapsedilen şuurdan kurtulabiliriz bazı,
bazı çalılar dizlerimizi kanatabilir 'çöktüğümüzde'.
Ötesinin de ötesinde küçük parçalarımız çiğ dişlerin arasında
ve kurtulmak için papyonlu adamlara kürtaj yaptırırız.
Kalan  bayatlar fi'den kalmış,
takvimin de dışından.
'Maya'ları kurumuş biraz salyamız var ve dibini sıyırırız
birbirimize inebilirsek..
Çukurun Şuurundan biraz da içki kokusu kalmış
(kokuları alınabilir ama şişeleri görülemez)
Şişeleri,,yıkıp döktüğümüz mama masalarında kalmış,
fi'den de saçma yerlerde.
En iyi ihtimal eski evin bahçesindeki tek kare fotoğraf sahip çıkar,
şuurlara ve şişelere.
Demek sabaha karşı yatarız biz,
Yudum alıp kıçımızı kaşıdıktan az sonra.
Ama yine de biraz unutkanlığımız olur:
'Kocakafalarımızı neyin üzerine koyacaktık?' diye.
..taşa koyarız.

Pasak*

Yoğun dumana üfleyip dağıtıyor
sen hakkında yazılacak olan sözcükleri kovuyor bu ses
kovuyor çünkü yosunu sevmez,biriktirmez öyle.
hep böyle kibritin ateşine üfler bu
yakamazsın sinir oldukça
sinir oldukça isyan getirir
yağmur getirir soluk almadan.
geniş düşün,duvarın arkasına da,
yatağın altına da bak.
parmakların terli mi?
bence ikimizi de ıslatır.
sakin kal.
deniz suyu kırılıyor,deniz suyu beton.
beton pasaklı.
yüksekten kollarımı açıp atlıyorum,
deniz yarılıyor,saplanıp kalıyorum.
açık renkte tükür seyrederken.
dürtü uzuyor çekiştirdikçe.
utanıyorum düşünmekten,
kiremitlerin üstünde dolaşmayı.
yedi güzel yolculuğun haritası var üzerlerinde
kıpırdasan paramparça oluyor
oldu.
kıpırdadım.
kenarımda balonlar var,
balonlarda soluklar,
soluklarda insanlar,
insanlar..kavruluyorlar.
kavrulmak,gece kavrulmak..
gece,düş bozumları var..
onikiye bir dakika,
vakit tamam.
bozuldu.

özge akkaş.